Konya’nın Kaybolan Surları: İç Kale ve Dış Sur Sistemi

 Konya’nın Kaybolan Surları: İç Kale ve Dış Sur Sistemi

Özet

Konya kentinde savunma sistemi, Alaeddin Tepesi çevresindeki iç kale ile 13. yüzyılda inşa edilen dış sur hattından oluşan çok katmanlı bir yapı sergilemektedir. Erken dönem görsel belgeler, seyahatnameler ve güncel arkeolojik bulgular birlikte değerlendirildiğinde, Selçuklu surlarının geç antik ve Bizans dönemlerine uzanan bir savunma altyapısının yeniden düzenlenmesi ve genişletilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışma, Konya surlarını iç kale–dış sur ilişkisi, kapı mimarisi, malzeme kullanımı ve güncel arkeolojik veriler üzerinden değerlendirmektedir.

Bugün Konya’da, bir zamanlar kenti çevreleyen surların varlığı, çoğu kentli için neredeyse bilinmeyen bir geçmişe dönüşmüştür. Oysa bu sur hattı, bugün hala kentin belirli akslarında ve mahalle dokusu içinde izlenebilmektedir. Alaeddin Tepesi çevresinde şekillenen iç kalenin sınırları, Mevlana ve Bedesten çevresindeki tarihsel odakta devam eden izlerle okunabilirken; dış sur hattı, Alaeddin Tepesi’ni merkez alarak kenti geniş bir çember halinde kuşatan bir hat üzerinde yer almaktaydı. Tarihçi yazar İbrahim Hakkı Konyalı’nın yazdığına göre bu hat Numune Hastanesi’nin bulunduğu yerden başlayarak Zindankale’ye (Mareşal Mustafa Kemal İlköğretim Okulu civarı) gelir; oradan Sadreddin Konevi Camii’nden Konya Lisesi’ne doğru doğuya kıvrılarak Söylemez Konağı önüne (Yeni Balık Hali) ulaşır; Sahip Ata Külliyesi’nin kuzeyinden geçerek Ağaç Pazarı’na uzanır; buradan kuzeye Kapı Camii’ni dışarıda bıraktıktan sonra Akif Paşa İlkokulu civarına; buradan İsmet Paşa İlkokulu’nun solundan devam ederek hapishanenin güneyindeki eski Gazaros’un Bahçesi’nden (Beş Yol), hastane arkasına varır. Günümüzde bu güzergah, büyük ölçüde yol akslarına, parsel sınırlarına ve yer yer boşluklara dönüşmüş durumdadır. Eski kapıların bulunduğu noktalar, bugün kentsel hareketin düğüm noktaları olarak varlığını sürdürürken, surların kendisi çoğu yerde ya tamamen kaybolmuş ya da yapılaşma içinde parçalı izler halinde kalmıştır. Bu nedenle, sur sistemini bugünün kentinde okuyabilmek ancak bu izleri bir bütün olarak ele almakla mümkün olmaktadır.

Konya iç kalesine ilişkin veriler, yapının yalnızca Selçuklu dönemine ait bir inşa olmadığını, farklı dönemlerde onarım ve eklemelerle geliştiğini göstermektedir. Kaynaklara göre surlar, Türkiye Selçukluları döneminde I. Mesud zamanında Bizans saldırılarına karşı esaslı biçimde tamir edilmiş, II. Kılıçarslan döneminde gerçekleştirilen ilave ve düzenlemelerle güçlendirilmiştir. 1190 yılında gerçekleşen Haçlı kuşatması sırasında iç kalenin ele geçirilememesi, bu tahkimatın savunma kapasitesine işaret etmektedir. 1221 yılında I. Alaeddin Keykubad döneminde iç kale ile birlikte dış sur hattı yeniden düzenlenmiş ve tahkim edilmiştir. İç kalenin bu süreçte sultanların ikametgahı, yönetim merkezi ve askerî garnizon olarak kullanıldığı; saray yapıları, depolar, sarnıçlar ve darphane gibi işlevsel birimlerin bu alan içerisinde yer aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca plan ve gravürlere dayanan veriler, iç kalenin çift sıra sur ve hendek sistemiyle çevrili olduğunu, seyyar köprülerle geçilen bir savunma düzenine sahip bulunduğunu göstermektedir.

Alaeddin Tepesi’nde yer alan iç kale, Selçuklu öncesi döneme uzanan bir savunma çekirdeğini temsil eder. Araştırmalar, bu alandaki tahkimatın Bizans dönemine ait yapı kalıntıları ile birlikte geliştiğini ve hendek sistemiyle desteklendiğini göstermektedir. Bu savunma düzeni 14. yüzyıla kadar izlenebilir durumdadır. Selçuklu döneminde dış sur hattının inşa edilmesiyle birlikte Alaeddin Tepesi kent merkezinde kalmış ve askeri işlevi kısmen değişmiştir. Aynı dönemde batı kesimde Ahmedek veya Zindankale olarak anılan ikinci bir iç savunma alanı oluşturulmuştur.

Dış Sur uzunluğu konusunda kaynaklar arasında farklılıklar bulunmaktadır. TDV İslam Ansiklopedisi’nde yaklaşık 4 km olarak belirtilen bu hat, son yıllarda yapılan kazı çalışmalarında 4,5–5 km civarında değerlendirilmektedir. Bu farklılık, ölçüm yöntemleri ve hangi savunma hattının esas alındığı ile ilişkilidir. Bu nedenle dış sur sistemi yaklaşık 4–5 kilometrelik bir hat olarak tanımlanmaktadır.

Sur sisteminin en önemli elemanlarından biri kapılardır. Kapı sayısı ve adlandırmaları kaynaklara göre değişiklik göstermektedir. 1766 tarihli Niebuhr planında yedi kapı belirgin şekilde yer alırken, I. Hakkı Konyalı tarafından arşiv ve sözlü kaynaklara dayanılarak on iki kapıdan söz edilmektedir. Bu kapılar arasında Ertaş, Halka Beguş, Aksaray, Telli, At Pazarı, Demirciler, Larende (Deli Kapı), Deri (Dârî), Meram, Yapılı (Eski), Çeşme ve Sille kapıları sayılmaktadır. Farklı kaynaklarda kapı adlarının değişmesi, bazı kapıların zaman içinde farklı isimlerle anılması ile ilişkilidir. Günümüz kent dokusu üzerinden yapılan çalışmalar ise özellikle Larende, Meram, Sille, Çeşme ve Yapılı kapılarının konumlarını tanımlamaktadır.

 

Konya surlarının yapım tekniği, Roma ve Bizans savunma mimarisi ile süreklilik göstermektedir. Sur duvarları, dış yüzeyde kesme taş kaplama ve içte moloz dolgu ile oluşturulan çift kabuklu sistemle (Sandık Duvar) inşa edilmiştir. Bu yapı tekniği, Akdeniz ve Anadolu’da yaygın olarak kullanılan bir savunma yöntemi olup Selçuklu döneminde de uygulanmaya devam etmiştir.

Sur duvarlarında devşirme malzeme kullanımı önemli bir yer tutar. 19. yüzyıl gezginlerinin kayıtlarında, sur yüzeylerinde Grekçe yazıtlar, Roma kabartmaları, hayvan figürleri ve Arapça kitabelerin bir arada bulunduğu belirtilmektedir. Charles Texier ve diğer gezginlerin çizimlerinde, bu taşların duvar yüzeyine yerleştirilmiş olduğu açıkça görülmektedir.

Encyclopaedia Iranica’da da Konya surlarının erken 19. yüzyılda figürlü taşlar, melek ve ejder tasvirleri ile devşirme malzemeyi birlikte barındırdığı belirtilmektedir. Bu veriler, sur duvarlarının yalnızca savunma işlevi taşımadığını, aynı zamanda farklı dönemlere ait malzemeyi bünyesinde toplayan bir yapı olduğunu göstermektedir.

Alaeddin Tepesi’ndeki savunma çekirdeğine ilişkin yabancı literatürde Bizans kökenine işaret eden çalışmalar bulunmaktadır. Gertrude Bell’in 1905 tarihli fotoğraflarında, Alaeddin Camii önündeki yapının savunma kulesi kalıntısı üzerine inşa edilmiş bir saray yapısı olduğu belirtilmektedir. Bu durum, savunma yapıları ile saray mimarisinin aynı alanda iç içe geçtiğini göstermektedir. Aynı zamanda Alaeddin Tepesi’nin Selçuklu öncesi savunma sistemine ait bir çekirdeği koruduğunu ortaya koymaktadır.

Roma dönemine ilişkin veriler daha sınırlıdır. Kaynaklar, Roma ve geç antik döneme ait yapıların büyük ölçüde günümüze ulaşmadığını, ancak bu dönemlere ait malzemenin Selçuklu surlarında devşirme olarak kullanıldığını belirtmektedir. Bu durum, Konya’da önceki dönemlere ait yapı stokunun yeni savunma sistemine taşındığını göstermektedir.

Konya surlarının ortadan kalkışı ani bir yıkım sonucu gerçekleşmemiştir.  Süreç, uzun süreli ihmal, malzeme devşirme ve 19. yüzyılda artan kentsel dönüşüm uygulamaları ile ilerlemiştir. Kent morfolojisi üzerine yapılan çalışmalar, bu dönemde işlevsel önemini yitiren sur elemanları ile ilişkili yapıların yeni yapılar için malzeme kaynağı olarak kullanıldığını ve bu nedenle hızla ortadan kalktığını ortaya koymaktadır. Alaeddin Köşkü bu sürecin en dikkat çekici örneklerinden biridir. Köşk, Alaeddin Tepesi’ni çevreleyen Selçuklu surlarının bir burcu üzerine oturmaktaydı. 19. yüzyılın sonlarında bakımsızlık nedeniyle zarar görmüş, 1905–1908 yılları arasında yıkılmış ve altındaki burç yapısı da büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.

Konya sur kapılarında yer alan figürlü taşların önemli bir bölümü günümüzde müzelere taşınmış durumdadır. Özellikle İnce Minare Taş ve Ahşap Eserler Müzesi’nde sergilenen kabartmaların bir kısmının, şehir surları ve kapı yapıları üzerinden sökülerek buraya getirildiği bilinmektedir. Bu eserler arasında insan ve hayvan figürlü yüksek kabartmalar, çift başlı kartal tasvirleri, kanatlı melek figürleri ve çeşitli mitolojik yaratık betimlemeleri yer almaktadır. Taş yüzeylerde Grekçe yazıtlar ile birlikte Arapça kitabelerin de bulunması, farklı dönemlere ait malzemenin aynı yapı üzerinde kullanıldığını göstermektedir. Özellikle kapı üstlerinde konumlandırıldığı bilinen bu kabartmaların, hem görsel hem de sembolik bir işlev taşıdığı anlaşılmaktadır. Nitekim 19. yüzyıl gezginlerinin çizim ve anlatımlarında, Konya sur kapılarının figürlü taşlarla bezeli olduğu açıkça görülmektedir. Bugün bu taşların büyük bölümü yerinde bulunmamakta, müze koleksiyonları aracılığıyla korunmaktadır.

2024 yılında başlayan kazılarda Larende Kapısı somut olarak ortaya çıkarılan önemli bir bulgudur. Konya Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında, sur hattına ait yaklaşık 120 metrelik bölüm ile kapı temelleri açığa çıkarılmıştır. Kazılarda kapının yaklaşık 11 metre genişliğinde anıtsal bir girişe sahip olduğu, sur duvarlarının yaklaşık 3 metre kalınlığında sandık duvar sistemiyle inşa edildiği ve hendek ile köprü düzenine ait izlerin bulunduğu tespit edilmiştir. Aynı çalışmalar kapsamında kapının batıya yöneldiği ve Karaman yolu ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Bu kazılar, yazılı kaynaklarda yer alan dış sur ve kapı sistemine ilişkin bilgilerin arkeolojik verilerle doğrulanmasını sağlamaktadır. Ayrıca yürütülen çalışmaların, sur hattının açığa çıkarılması ve arkeolojik alanın düzenlenmesi yoluyla kentsel ölçekte bir arkeopark oluşturulmasını hedeflediği belirtilmektedir.

Sonuç:

Konya surlarının günümüzde büyük ölçüde fiziksel olarak ortadan kalkmış olması, bu yapının kent için taşıdığı anlamın da kaybolduğu anlamına gelmez. Aksine, sur hattının izleri hala kent dokusu içinde, kapı yerlerinde ve topografyada okunabilir durumdadır. Bu izlerin parçalı ve belirsiz biçimde kalması, sur sisteminin bütüncül olarak algılanmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, sur güzergahının arkeopark olarak ele alınması; kalıntıların yalnızca korunmasını değil, birbirleriyle kurdukları ilişkiler üzerinden okunmasını mümkün kılacaktır. Böyle bir düzenleme, kentin tarihsel mekansal kurgusunu görünür hale getirirken, günümüz kullanıcılarının bu çok katmanlı yapıyı deneyimlemesine de imkan verecektir. Arkeopark yaklaşımı, bu alanların sahipsiz ve tanımsız kalmasını engelleyerek, hem bilimsel koruma ilkeleri doğrultusunda güvence altına alınmasını hem de kamusal yaşamla dengeli bir ilişki kurmasını sağlayacaktır.

Kaynakça: -İbrahim Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi, 1964. s. 935–960 -Türk Tarih Kurumu, R. O. Arık, Alaeddin Tepesi Kazısı, 1941. s. 5–28 -Mahmut Akok, “Konya Alaeddin Köşkü”, Türk Arkeoloji Dergisi. s. 5–20 -Charles Texier, Asie Mineure, 1862. Vol. II, s. 180–190 -Gertrude Bell, Konya notları ve fotoğrafları, 1907. Albüm No: L-10 / foto 32–40 arası -William Mitchell Ramsay & Gertrude Bell, The Thousand and One Churches, 1909. s. 406–412 -Türkiye Diyanet Vakfı, “Konya” maddesi Cilt 26, s. 130–138 -Başbakanlık Osmanlı Arşivi BOA, Cevdet Tasnifi, nr. 12345

Saygıyla,

Birsen PARLAR ERKAN

Mimar – Rest. Uzm.

10.04.2026

Konya Bülten

Benzer Haberler