Yalanı Severiz?

 Yalanı Severiz?

Sevgili okurlarım yokluğumda neler yaptınız?

Şöyle yorumlarda buluşalım mı? Bu arada size hep bu yazı hasretiniz bitti deyip:) Yok oluyorum sorry…

Bir bilseniz bunu bende istemiyorum ama çölde susuz kalmış kaktüs arayan biri olarak, suya ulaşamayınca da gökyüzüne bakamıyorum. Bu çölde kaktüsü bulmak mı zor, yoksa kaktüsün dikenlerinin açısını hissetme ihtimali mi? Bir türlü karar veremiyorum.

Sanırım bütün olay kaktüsün dikenlerinde değil! Onun çoktan farkındayız da asıl olay her şeyin farkında olup sığındığımız bahaneler. Bazı şeylerin olgunluğuna erişince bahaneleri yarattığımız yalanlar, saplanan dikenlerden çok daha acıtıcı oluyor. Bundan dolayı da kaktüsü aramak suyun bahanesi olurken, dikenler çoktan görevini yerine getiriyor. Neyse bizi buraya sürükleyen neydi? Bir mahur beste miydi?

Sanırım unutkanlık tuttu…Aklımız sonradan gelse de olur…

Peki o mahur bestemiz ne? Benim mahur bestem zihnimde şarkılarla dans eden hayallerim. Fakat bu yalan rüzgarında bu hayallerim suyu bırakın da kaktüsü görmüyor. Çünkü düşüncelerin yasak olduğu yerde, hayaller tutsak olur. Hayallerin tutsak edildiği yerde de bol bol unutkanlık…

Şimdi bana başlığın “Yalan” sen bize ne anlatıyorsun dediğinizi duyar gibiyim.  Duyar dediğime de bakmayın, hissetmekte duymaktır. Hissetmek öyle bir şey ki bazen ağır dediğimiz kelimelerden daha ağır konuşur. Bunu da yalan söylerken veya dinlerken, doğruları hissettiğimizde öyle bir anlarız ki… Artık hissetmekte yetmiyor. O hissi öyle maskeleştirdik ki; En iyi oyuncu ödülü bir de buna verilmeli.

Şimdi merak edersiniz sizde 🙂 Ben bu ödülü o kadar çok kişiye verdim ki yüzümüz kalmayınca sonumuzu mektuplara bıraktık.

Hani Steven Zweig diyor ya; “Ben söylediklerimden sorumluyum, anladıklarınızdan değil” tam olarak bu dediği yerdeyim.

Yazdıklarım farklı gibi olsa da anlamlarda bir bütün… Hepimiz farklı yıldızlara farklı açılarda bakıyoruz muyuz? Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…

Konya Bülten

Benzer Haberler