Bir Anı Zerresi
Ben gölgem ve kendim… Oturduk sohbet ediyoruz… Biri kurcalamaya devam ederken yaraların kabuklarını kaldırırken diğeri okşuyor kalbimi…

Galata kulesinin her taşında bir bakışımla işlediğim bir eskizimle nakşettiğim derin klasörler açılıyor. Kimler var kimler her bir taşında… Çocukluğumdan başlayan yolculuğumun biletlerini koydum önüme anılarımın gözlerine bakıyorum şimdi.

Yediğim tatlının tatlılığı kahvenin acılığı ile nötürlenirken, kalabalığın gereksiz sessizliği ile susturdum gölgemi ve kendimi…
Bana bakın ruhumu yorup durmayın… Gelin boş verin, boş ve gereksiz çokluklarin içinde kaybolalım, sadece anın içinde çalan müziği dinleyelim…Artık sizi susturacağım zamanı biliyorum. Konuşmayın sadece beni dinleyin.

Öylesine kayboluyor insanlar, ansızın ve sessizce sıyrılıyorlar hayatımızdan. Bir zamanlar çoktuk şimdi yokuz. Ne değişti ki…değerli ya da değersiz bir sürü anı yükünden başka ne kaldı hanemize. Hatırladığımız ve özlediğimiz taşlara sinmis her anı ayağımızın altındaki taşlar gibi adım adım geride kalıyor. Çok yol aldık…

Benim durup geriye bakacak anıları hatırlayacak zamanım yok, zamanım olsa da ram artık yoruldu, kasıyor beynim. Adımlar ilerliyor meçhul olan yola doğru… Ne eksik ne bir fazla… hanemize kalan bir damla gözyaşı içine gizlenmiş bir zerre anı. Aksın ve biz yola devam edelim. Yeni fotoğrafların yeni resimlerin yeni eskizlerin heyecanıyla..




Bilgehan Yılmaz
