Engelsiz Yolculuk
Beni tanıyanlar bilirler, engellilik ve erişilebilirlik üzerine akademik çalışmalarımı yürütmekteyim. 2001 yılından beri yüksek lisans ile başladığım bu süreç kendi hayatımda da önemli değişimlere sebep olarak büyüyerek devam etmekte. Engellilik üzerine çalışmaya başladığım ilk yıllarda genç bir akademisyen olarak sempozyumlara gittiğimde bana sürekli engelli bir çocuğum veya ailem de engelli bir bireyin olup olmadığını ya da bundan dolayı muzdarip olup olmadığımi sordular. Neden bu konuya ilgi duyduğum ve neden bu kadar empatik yaklaştığım bir türlü anlaşılamamıştı. Zaten sorunun yanıtininda bu olduğunu o yıllarda anlamıştım. Engelli ve erişilebilirlik konularının sadece engellileri ilgilendiren bir sağlık sorununun çözümü ile ilgili bir konu gibi algılanması bütün problemi insan hakları temelinde teşkil ediyordu. Zaman içinde konunun da içine girip insanlarla iletişim kurdukça aslında hayatımızın her alanında engellendiğimiz gerçeğiyle karşılaştım. Engellilik kavramının aslında bireyin fiziksel problemleri ile ilgili olmadığını çevrenin ve ortamın ona uygun olmadığı zaman engellendiği gerçeği ile yüzleştim. Bu yüzleşmem erişilebilirlik çalışmalarımda farklı bir yol izlememi de sağladı. Kimi zaman çocukların engellendiği çocuk parkları üzerine çalıştım kimi zaman kadınların engellendiği kentsel kamusal alanlardaki görünürlük üzerine çalıştım kimi zaman yaşlı bireylerin ergonomisi ve mekanlardaki yorucu unsurlar üzerine odaklandım. Engelliliğin her türlüsü ile temas ettim down sendromlu çocuklar için de cafe projesi yaptığımız dönemde down sendromluların ruhsal psikolojik ve sosyal boyutlarının mekanla ne kadar ilişkili olduğunu fark ettim. Otizmle tanıştığımızda otizmin farklı bir algılama ve düşünme biçimi olduğunu bırakın engelli demeyi üstün ya da ileri görüşlü bireyler çıkabileceğini üretimde ve yeni buluşlarda otizmli bireylerin diğerlerine göre çok daha önde olduğunu keşfettim. Tekerlekli sandalye ya da koltuk değneği kullanan bireylerin ise zihinsel potansiyellerini aşağı çeken tek unsurun mimari erişilebilirlik olduğunu üzülerek gördüm. Görme engelli çok sayıda dostum oldu ve onlarla tüm duyularımızı kullanmanın insan algısını ne kadar açtığını hayal gücünü ne kadar genişlettiğini unuttuğumuz dokunsal niteliklerimizi geri kazanmanın öncelikli yolunun görme duyumuzu ortadan kaldırmak geçici de olsa kapatmak olduğunu yine onlardan öğrendim. Geçen 24 yıllık sürede engellilik üzerine çalışıyor olmamın bana kazandırdıklarını şimdi geriye döndüğümde çok iyi anlayabiliyorum. İyi ki bu yolculuğa çıkmışım. Kendime insanları ve içinde bulunduğumuz toplumu anlama sürecinde engelli dostlarımdan ve erişilebilirlik çalışması yapan hocalarımdan çok şey öğrendim. İçinde bulunduğum her kurumda üniversitelerin engelsiz üniversite olması için çalışmalar içinde bulundum. Ve YÖK’ün engelsiz üniversite misyonu doğrultusunda sunduğu bayrak ödüllerine her dönem üniversiteme kazandırttım. Bu çalışmalar devam edecek fakat üniversiteye gelene kadar engelli çocukların temel eğitim okullarında erişilebilirliği konusu üzerine çok çalışılması gereken önemli konulardandır. Bu noktada yeni çalışmalarında yapılmasına özellikle bekliyorum. Başında olduğum engelli öğrenci birim koordinatörlüğünde ise yine standart çalışmaların dışında farklı üretimlerde engelli öğrencilerin yer alması için çabalıyorum. Bir ileri dönüşüm atölyesi kurdum ve engelli öğrencilerin bu atölyeyi sınırsız kullanmalarını artı değer üretmelerini ve bu sayede engelli olmayan akranları ile ortak çalışmalar içinde bulunmalarını hatta onlardan birileri seviyeye de geçmelerini hayal ediyorum.
2013 yılında bir sempozyum başlattım çünkü fark ettiğim bu yeni bakış açısını insanlarla paylaşmak ve onların akademik anlamda bu alanlarda çalışma yapmasını teşvik etmek istiyordum. Bana destek olan hocalarımla birlikte 2 yılda bir düzenlediğimiz ukem ulaşılabilir kentler engelsiz mekanlar hareketinin somut bir ürünü olan engellileştirilenler sempozyumunu yürütüyoruz. 5 tane sempozyum yaptık kimisi yüz yüze kimisi online kimisi panel kimisi çalıştay formatında idi ve bu sempozyumun kazanımları sayesinde büyük güçlü bir aile olabildik. Tabii ki çabalarımız engelli hakları ve erişilebilirlik alanında ülkemizin yol kat etmesine destek oldu fakat hala üzülerek söylüyorum ki dünyada insan hakları ve erişilebilirlik alanında çok gerilerdeyiz. Evrensel tasarımı kavramına bütün dünya 1980’lerde adım atmışken biz henüz hala o kademeye gelemedik engelsiz tasarım ve erişilebilirliği bile tam anlamıyla hayata geçirmiş değiliz. Engelliği sadece tekerlekli sandalyeli birey ya da görme engelli birey olarak sınırlandırdığımız ve sayılarla toplumun az bir kesimi diye nitelendirdiğimiz sürece de daha ileriye gidemeyeceğimiz gerçeği ortadadır. Bugüne kadar engelsiz kentler akıllı teknolojiler evrensel tasarımda yenilikçi yaklaşımlar gibi birçok tema ile yaptığımız sempozyumumuza bu sene 20 21 22 Kasım tarihlerinde evrensel tasarım engellilik kavramına çocuk özelinde yaklaşacak bir tema ile yürüyoruz. Engellilik ve çocuk temamız Kasım ayında Konya Teknik üniversitesinde konunun uzmanları dernekler mimarlar tasarımcılar şehir plancıları hiç mimarlar ve konuyla ilgili olan tüm bireylerle birlikte gerçekleşecektir. Sempozyumun bugüne kadar katkıları olduğu gibi bundan sonra da bilim Akademi ve kent ortamına değerli veriler sağlayacağı yeni bilimsel çalışmalara ufuk açacağı ve insan haklarını anlama yolculuğunda ülkemizi bir adım ileri götüreceği ümidiyle tüm okuyucularımı da sempozyuma dinleyici olarak davet ediyorum.
Bilgehan Yılmaz


