İngiliz Seyyah, Arkeolog Ve Casus Gertrude Bell’in Gözünden Konya

 İngiliz Seyyah, Arkeolog Ve Casus Gertrude Bell’in Gözünden Konya

Orta Doğu’ya derin izler bırakan ve “Çöl Kraliçesi” olarak anılan Gertrude Margaret Lowthian Bell, Kraliçe Victoria döneminde, sanayileşmenin de etkisiyle demir-çelik ihracatıyla uğraşan zengin ve nüfuzlu bir ailenin kızı olarak, 14 Temmuz 1868’te İngiltere’nin Durham kentinde dünyaya gelmiştir. Annesini 3 yaşında kaybeden Bell, ilerleyen zamanlarda babasının evleneceği üvey annesini, öz annesi kadar yakın görmüş, mektuplarda üvey annesine “Sevgili anneciğim” diye hitap etmiştir.

İyi bir eğitim alan Gertrude Bell, İngiltere’de kadınların üniversiteye gönderilmesinin hoş karşılanmadığı bir dönemde, Oxford Üniversitesi Tarih bölümünü birincilikle bitiren ilk kadın olmuştur. Mezun olduktan sonra Bell, varlıklı ve nüfuzlu ailesinin de etkisiyle İngiliz sosyetesiyle tanışmaya başlamış ancak katıldığı bu baloları, yemekleri, şatafatı beğenmemiş; dizginleyemediği merak duygusu onu çok uzaklara, yolculuklara sürüklemiştir.

İlerleyen dönemde, İran’ı görme fırsatı bulan Bell, burada tanıştığı bir İngiliz diplomat Henry Codagan’a âşık olmuş, onunla evlenmek istemiştir. Buna karşın babası ise Henry’nin aileye uygun olmadığı düşüncesiyle bu gönül ilişkisine sıcak bakmamıştır. Kısa bir zaman sonra da Henry genç yaşta ölmüştür. Bell bu dönemde Farsça’sını geliştirerek, İranlı meşhur şair Hafız’ın, Hafız Divanı şiirlerini “Poems from the Divan of Hafiz” adıyla İngilizce’ye çevirmiştir. Bugün dahi bu eser, Hafız Divanı’nı çevirisine dair önemli bir kaynak olarak saygın yerini korumaktadır.

İlerleyen zamanda, Osmanlı hâkimiyetindeki Anadolu’yu da merak eden Bell’in yolu, Anadolu’yla kesişmiş; İstanbul, İzmit, Adapazarı, Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Afyon, Konya, Aksaray, Niğde, Kayseri, Malatya, Elazığ, Batman, Cizre, Nusaybin; İzmir, Didim, Bodrum, Aydın, Denizli, Burdur, Isparta, Konya, Karaman, Silifke, Mersin, Adana, Osmaniye, Hatay, Antep, Urfa ve Mardin’e yolculuklar yapmıştır. Anadolu’da bulunan İngiliz konsolosluklarıyla sürekli irtibat halinde kalan Bell, bu yolculuklarda –seyyah ve arkeolog kimliğiyle- antik Hitit, Roma, Selçuklu eserlerini incelemiş, arkeolojik çalışmalara katılmış, fotoğraf makinesiyle de önemli gördüğü yerleri fotoğraflamıştır. (Bugün bu fotoğraflar, Newcastle Üniversitesi arşivlerinde tutulmaktadır. O dönem çektiği fotoğraflar, bugün, Anadolu’nun hafızası anlamında etkileyiciliğini ve önemini korumaya devam ediyor.)

Gertrude Bell, Kadim Selçuklu Başkenti Konya’ya ilk defa 1905 Mayıs’ında gelmiştir. Konya onun için sürekli önemini koruyacak bir şehir olmuş, vefatına kadar kaleme aldığı günlüğünde ve mektuplarında, birçok defa Konya’dan bahsetmiştir. Konya’daki birbirinden farklı arkeolojik çalışmalarının yanı sıra, fotoğraf makinesiyle de birbirinden değerli birçok siyah-beyaz fotoğraf çekmiştir. (Bu fotoğraflardan bazıları; İnceminare Medresesi, Kılıçarslan Köşkü, günümüze ulaşamayan Eflatun Mescidi, Sırçalı Medresesi, Mevlana Türbesi, Almanlar tarafından inşa edilen Konya Tren İstasyonu, Sille ve Eflatunpınarı fotoğraflarıdır.)

Osmanlı tebaasından Ermeni hizmetçisi Fattuh’la beraber Bell, Konya’da bulunduğu sürede, İngiltere’nin Konya Konsolosluğu’yla da sürekli irtibat halinde olmuş; hatta burada görev yapan ve evli bir adam olan İngiltere’nin Konya Askeri Ataşesi Yüzbaşı Charles Doughty-Wylie’den çok etkilenmiş, Yüzbaşı’ya âşık olmuştur. Doughty-Wylie ile olan aşk dolu mektuplaşmaları, 1915 Nisan’ına kadar devam etmiş, ancak ilerleyen yıllarda Albay rütbesine terfi ettirilen Doughty-Wylie, Çanakkale Savaşı’ndaki rolü nedeniyle İngilizlerin Seddülbahir çıkarmasında, bir Türk keskin nişancısının hedefi olarak Çanakkale Savaşı’nda ölmüştür. Bu dönem Gertrude Bell’in Albay Doughty-Wylie’ye kaleme aldığı mektupların bir kısmı, Albay artık hayatta olmadığı için hiçbir zaman okunamamış, mektuplar Bell’e geri iade edilmiştir. Son cümlesini “Love me, I’m yours” ile bitirdiği mektupları yazdığı adamı Çanakkale Savaşı’nda kaybettiğini öğrenen Bell, çok üzülmüştür.

Gertrude Bell’in Konya’da bulunduğu süre zarfında, günlüğünde ve kaleme aldığı mektuplarda, Yüzbaşı Doughty-Wylie’den sıkça bahsetmekte; Yüzbaşı’yla ve karısı Mrs. Doughty-Wylie’yle sıkça vakit geçirdiği, sıkça beraber çay içtikleri anlaşılmaktadır. Aynı zamanda Bell, o dönem Konya’da bulunan Almanya’nın Konya Konsolosu Julius Löytved-Hardegg ile de tanışmış, fırsat buldukça Alman konsolosun Anadolu izlenimlerinden istifade etmiştir.

Konya’daki arkeolojik faaliyetlerinde bir başka İskoç arkeolog Profesör William Mitchell Ramsay ile de ortak çalışan Bell, bugün Karaman il sınırlarında bulunan Karadağ’daki Binbir Kilise bölgesindeki bulgularını, Prof. W. Ramsay ile beraber İngiltere’de “The Thousand and One Churches” adıyla kitaplaştırmıştır.

Yukarıda da ifade edildiği şekilde Konya, Bell’in hem seyyah hem de arkeolog kimliğine kalıcı etkiler bırakmıştır. Bell’in günlüğünde ve mektuplarında, o dönemin Konya tarihine ve sosyolojisine dair etkileyici tespitler bulunmaktadır. Bugün Konyalılar ve Karamanlılar tarafından da pek bilinmeyen Karadağ’daki erken Hristiyanlık dönemi tarihi yapılar (Madenşehri, Binbir Kilise, Değle Ören Yeri), Bell tarafından titizlikle araştırılmış, arkeolojik çalışmalar yapılmış ve fotoğraflanmıştır. Aşağıda, Gertrude Bell tarafından 1905 ve 1907 yıllarında fotoğraflanmış Konya’ya dair fotoğraflar göreceksiniz. Bu fotoğraflar, tarafımca aynı açıdan tekrar fotoğraflanmış hallerini de görecek, tarihte zaman yolculuğu yapmış olacaksınız.

Gertrude Bell’in Anadolu macerasından sonra, Arap çöllerindeki çalışmalarının da etkisiyle dönemin İngiliz Hükûmeti, Bell’in Osmanlı coğrafyası hakkındaki engin bilgisini kullanmak istemiş, Bell’i Kahire’deki Arap Ofisi’nde istihdam etmiştir. Bell, burada bir başka meşhur İngiliz casus T.E. Lawrence ile beraber çalışmış, bölgedeki Arap aşiretlerinin durumlarını İngiliz otoriteleriyle paylaşmıştır. İngiltere, bu bilgilere dayanak Orta Doğu politikasını şekillendirmiştir. Son yıllarında Gertrude Bell, Bağdat’ta bulunmuş, kendini Irak Devleti’nin kuruluşuna adamıştır. Bugün hala ayakta olan ve Mezopotamya eserleriyle dolu olan Bağdat Ulusal Müzesi’nin oluşturulması, bizzat Bell tarafından gerçekleşmiştir. Tarihler 12 Temmuz 1926’ya geldiğinde, Gertrude Bell aşırı dozda uyku ilacı kullanımı nedeniyle hayata veda etmiştir. Mezarı bugün Bağdat’ın merkezinde bulunan İngiliz Mezarlığı’ndadır.

 

Haber ve Fotoğraflar: Murat Sarıbaş

 

Konya Bülten

Benzer Haberler