Konya’da Sanatın İzini Sürebiliyor muyuz?

 Konya’da Sanatın İzini Sürebiliyor muyuz?

Gözlerinizi kapatın “Konya” dediğinizde kulaklarınıza çalınan sesler neler? Ben kendi adıma şöyle tanımladım. En başta ney sesi diyorum bütün Konyalılar yada Konya tanıtımı gören her kişi gibi…bu sesin verdiği maneviyat yada derin anlamlarına giremeden sadece bize sunulan bir reklam sesi gibi geliyor kulağıma ne yazık ki…sonra tramvay sesi (ki artık sesli bir tramvayımız yok çok şükür ama olsun) kenti orta yerinden yaran demiryolu hattı hızlı tren ve banliyö hattı…onun getirdiği bitmek bilmeyen inşaat sesi. Ve insan sesi tabi ki. Ama kalabalık bir gürültü ya da trafiğin kaosa dönüştüğü bir ses değil. Dingin huzurlu bir ses. Bir miktarda hüzünlü bu seslerin kentli olmakla bütünleştiği bir atmosferin sesi.

Ancak Konya’da hissedilen duyulan bu sesler, sadece kulaklarda yankılanan bir avazdan mı ibaret acaba? Bu kadim şehrin taşında, toprağında, tarlasında, çinisinde ve ahşabında derin bir uykudan uyanmayı bekleyen sesler değil mi bunlar? Devasa bir miras var ama dingin ve sakin bir şekilde uyuyor.  Çığlıklar atarak haykırmayı beklerken, biz sanatın onlarca enstrümanını bu sesleri duymak için neden kullanmıyoruz?

İstanbul modern sanatlar müzesi- Şehrin yaratıcı ruhunu yansıtan eserler. bellek ve ölçek eserleri.

​Pek çok insan için Konya, maneviyatın ve bozkırın merkezidir. Doğrudur; fakat bence eksiktir. Çünkü bozkırın ortasında yükselen bu kent, tarih boyunca medeniyetlerin sanatsal zekâsını bir ibadet titizliğiyle harmanlamıştır. Selçuklu’nun o efsanevi matematik bilimi ve geometrisi, mevleviliğin estetik ve dinler üstü bakışıyla birleştiğinde ortaya sadece bir şehir değil, adeta yaşayan bir müze ve yaya olarak adımlanacak bir bilgi arşivi çıkmıştır.

​Karatay medresesindeki çini mavisi ve firuze, pandantif ve Türk üçgenleriyle birleşince sadece bir renk bir süsleme mi doğar sizce? Selçuklu ustasının bir bilim insanı gibi, gökyüzünü ve sonsuzluğu bilginin gölgesinde taşa kazıma, onu naifçe stilize etme ve işleme tutkusudur. Ya da İnce Minareli Medrese’nin o muazzam taş işçiliği… sadece bir desen çalışması mıdır? Taşın hamlığını bir kumaş gibi işleyen o el, sanatı gündelik bir uğraş değil, bir ruh arayışı olarak gören anlayışın eseridir tabi ki. Buğday sarısı tarlaların renk geçişleri tarımsal bir mevzu mudur size? Yoksa Van Gogh’un veya Monet’in eserlerinde gökyüzünün buğdayla bütünleşmesini okuduğumuz gibi bizde bereketin köklü gelişimini günlerce okuyabilir miyiz bu manzaradan?

İstanbul modern sanatlar müzesi- Şehrin yaratıcı ruhunu yansıtan eserler. bellek ve ölçek eserleri.

​Peki ya bugün? Kadim mirasın bu kadar ağır ve güçlü olduğu bir bozkır kentinde sanat nasıl bir yön çiziyor?

​Çoğu zaman yapılan en büyük hata, geleneksel sanat ile modern sanatı birbirinin zıttı, hatta düşmanı gibi görmektir. Oysa Konya’nın bugün tecrübe ettiği sanat yolculuğu bize bambaşka bir hakikati fısıldıyor: Geleneksel ile modern zıt değil, birbirinin tamamlayıcısı devamıdır. Bugünün sanatçılarının yapması gereken, geleneksel sanattan öğrenmek ve onu yeni ilkeler ışığında modern sanatla yorumlamaktır.

​Gelenek, sanatın kökü ve hafızasıdır; modern ise o kökten beslenip gökyüzüne uzanan yeni dallardır. Kökü olmayan bir ağaç ilk rüzgârda yıkılacağı gibi, yeni yapraklar açmayan bir ağaç da kurumaya mahkûmdur. Yani sanatta bir reddedişe kapılmadan bir bütünleşme çabası içinde olmaya ihtiyaç duyuyoruz. Bu dengeyi kuramadığımız her sanat eylemi ne yazık ki geçmişin basit ve sığ tekrarları olmaktan kurtaramıyor kendini.

Sizde sıkılmadınız mı semazen figürlerinin bir oyuncak gibi deformasyona uğramış versiyonlarını görmekten…yada ayetlerin arapça harflerin evrilip çevrilip desenleştirilmesinden, anlamını bilmediğimiz sureleri okumak ve derinleşmek yerine duvarlarımıza asıp durmaktan…

​Günümüz Konya’sında genç sanatçılar, hat sanatının o kusursuz geometrik oranlarını alıp dijital art ve illüstrasyonlara taşımaya çalışıyor. Bu çaba çok değerli olsa da acaba modern sanatta yorumlamak bu kadar basit bu kadar taklit vari olabilir mi? Selçuklu çinilerindeki sonsuzluk sembolleri, bugün çağdaş bir enstalasyonda veya modern bir tuvalde yeniden can buluyor mu? Gelenek modern sanata derinlik ve ruh katarken; modern sanat da geleneksel olana çağdaş bir dil ve görünürlük kazandırıyor mu? Kentte meydanlarda modern dans eden bir dansçı yada çağdaş sanat eseri bir heykel görmediğim sürece bu sorulara cevap veremiyorum. Eleştirilmekten korkan idarecilerin soyut sanat eserlerine direnci bizi bu sorgulatmalardan alı koyuyor ne yazık ki. Bir sanatsal eserin önünde biraz düşünüp anlamaya çalışmadan geçiyoruz. Çünkü eserler düşündürtmüyor sadece baktırıyor. Kendimize dair izleri çıkarmadan yani soyutlama yapmadan taşınan her geleneksel iz yeni araçlarla geçmişin taklidi olmanın ötesine geçemiyor.

İstanbul modern sanatlar müzesi- Şehrin yaratıcı ruhunu yansıtan eserler. bellek ve ölçek eserleri.

​Zamanında taş işçisinin taşa kazıdığı o arayış, bugün genç bir sanatçının dijital ekranında ya da tuvalindeki fırça darbesinde devam etmeli. Sille çamurundan sadece testi yapmanın ötesine geçebilecek anlam zenginliğine erişmeliyiz. Arayış, artık kaybolan insan ilişkilerini bulmaya çalışmalı belki de.  Kentteki ney sesini nasıl fiziksel bir dokunuşa dönüştürürüm?ü aramalı, insan sesi neşe verirken bugün neden korkutuyor?u keşfetmeli sanat araçları. Şehir halkı da bu geçişi keşfettikçe, eleştiri yerine, anlama yolculuğuna çıkmalı. Modern sanatı geçmişe bir başkaldırı gibi görmek yerine, geçmişin bugünkü yankısı olarak kucaklamaya başlamalı.

​Kavramsal sanat veya modern sanat evrenseldir. Kendimiz dışında olan kentle, toplumla, dünyayla, bütüncül alemle, ruh ve mana evreniyle olan bağımızı bize hatırlatır. Kendimizi konumlandırır, sorgulatarak bakışımızı yeniler, bizi daha iyi versiyonumuza taşır. Sanatın gerçek görevi, bugün dönüştüğümüz kişi hakkında ipuçları barındırmak ve neye dönüştüğünü fark ettirmektir. İşte bu yüzden, hakikatle kurulacak her bağ için modern sanata ihtiyaç duyuyoruz.

 

Bilgehan Yılmaz

10.08.2026

Konya Bülten

Benzer Haberler